BEYOĞLU SANAT GALERİLERİ
Beyoğlu Belediyesi Başkanlık Binası Sergi Salonu
Medyada Sanat Galerileri
Fotoğraf Galerisi
Haberler

Tolga Boztoprak ‘FİGAN ‘ Resim Sergisi

Beyoğlu Belediyesi Başkanlık Binası Sanat Galerisi, Tolga Boztoprak’ın ‘Figan’ resim sergisine 12 Kasım- 7 Aralık 2020 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor!

Tolga Boztoprak ‘FİGAN ‘ Resim Sergisi

Fabrika Ayarlarına Geri dönmek

Bir Ressam / Sanatçı Profili Olarak Tolga Boztoprak

 Telefon ya da tablet gibi cihazları olanların bazen karşılaştıkları ve oldukça sıradan bir tecrübeymiş gibi gelebilen fakat bende hem oldukça benzeş bir düşünsel kıvılcım sıçramasına neden olan hem birazcık teknik bir muamma hem de kışkırtıcı bir hınzırlık sezgisi bahşeden yarı kurgusal bir gerçeklikten söz ederek başlamanın meramımı anlatmama yardımcı olacağını düşünüyorum: “Fabrika ayarlarına geri dönmek”

 Yazımın başlığına da aktarmış olduğum bu tanımlama, bilineceği üzere telefon, tablet vb. cihaz kullananların ya da teknik uzmanların dilinde geçen bir kavramlaştırma. Yani anlatılana göre: eğer kullanmış olduğunuz bir cihazı ya da teknolojik ürünü elinizden çıkarmak ya da ağır bir aksaklığı kökten düzeltmek istediğinizde cihazınızda depolanan tüm kişisel verilerinizi silip sıfırlayarak cihazın fabrikadan çıktığı andaki orijinal durumuna getirilmesi gerekiyormuş.

 Tolga Boztoprak'ın hem insan ve sanatçı kimliği hem de ona uyum içerisinde ya da başlangıçta -belki de- bir süre farklı yollarla sürdürmüş olduğu resimsel dil ile birer dizi olarak kurulan sergi izleklerine yakından bakıldığında bilerek ya da bilmeyerek kendi yapma edimlerini bir tür “fabrika ayarlarına geri dönme” biçiminde ya da felsefi anlamda “kendiliğinden” olarak tanımlanacak bir yapma / yeniden oluşturma ritüeli içerisinden geçerek geldiği saptamasının öncelikle yapılması gerektiği kanısındayım. Yoksa hem işin içinden çıkamayız hem de ilgisiz sonuçlara savrulabiliriz. Örneğin önceki resimlerinde “sosyal gerçekçi” bir yol izlediği söylenebilecek Boztoprak'ın, esas olarak figür merkezli olmak üzere bir tür sosyal kültürel trajik parçalanmalar, farklı yaşam içerikleri ve biçimleri, insani ve toplumsal acılar, zorluklar, dramatik ifadelerin vb. öne çıkarak form bulduğunu görürüz. Fakat bu sergide yer alan son resimlerinde ise sanatçının giderek sanki bu toplumsal konulardan uzaklaşarak geçmişte ya da şu ana ait kendi bireysel / toplumsal / yaşamsal düzlemlerine doğru ilerlemeye başlamasını bir tür “kaçış” gibi algılamaya başlarız ki böylesi bir kanı alabildiğine gereksiz içeriksiz bir yorum olacaktır. Çünkü söz konusu o figüratif resimler de bu yeni resimsel tutum dışına atılmış gibi algılanabilecek sanatçının belki de henüz yeterince form bulmamış “kendisi” türü bir insaniliğin ifadesi figüratif bir  yeni form bulmadan başka bir durum değildir bu peyzaj benzeriymiş gibi görünen resimler aslında.

 Sanatçının önceki resimsel dizilerine (Kardelenler, Mekansızlar, Mülteciler, Mülksüzler, Anatolia vb.) bakıldığında bu son dönem çalışmalarının sanki bir tür içsel “peyzaj”lar üzerinde yoğunluk kazandığı görülüyor. Esas olarak eğitimi görülenin akademik bilgi geleneği olarak algılanması gereken figüratif ağırlıklı önceki resimlerin birden yine akademik geleneğin kavramlarından biri olan “peyzaj” diye tanımlanan büyük boyutlu çalışmalara doğru evirilme eğrisi üzerinde durulması gerekiyor kanısındayım. Yani Tolga Boztoprak'ın önceki dönemlere ait bilindik figüratif resimleri ister istemez okulda alınmış bir dizi birbiriyle iç içe geçmiş akademik birikime ve geleneğe aitken bu sergideki resimleri ise bu modern geleneği reddetmeden zorunlu olarak yeniden sanatın mutlaka evirilmesi gerektiğini düşünmemiz gereken “fabrika ayarları”na dönüş sayfasına kayıtlı bir görselliğe evrilirler.Bu aslında şair Can Yücel'e ait olduğu savlanan bir mottoya sahip temel bir düşüncedir: “Bildiklerin ne varsa unut! Cesur ol, yazdıklarını yırt at! Şiir ondan sonra başlayacaktır asıl!” Edebiyat ve şiir alanında sıkça söylenen ya da işlerlikte olan bu bakış açısı plastik sanatlar alanı söz konusu olduğunda nedense pek kullanılmaz! Oysa değişen bir şey yoktur: sanat sanat, yaratma edimi de yaratmadır ve yol aynı kıvrımlardan oluşur her yol gibi.

 İşte tam da bu noktada Kars Sarıkamış “Makineli Tüfek Tepe” Nostaljileri kavramına gelip o kavramın büyülü içeriğinden yola çıkarak sanatçının zihinsel, duyumsal, tarihsel, kültürel oluşum mecburiyetlerine hep birlikte tanık olmayı deneyebiliriz aslında.

Böyle yapmadığımızda Boztoprak'ın bu yeni resimlerini bir tür sıradan peyzajlar olarak görüp daha baştan ilk başlardaki resim dizilerine de bu yeni çalışmalarına da hem haksızlık etmiş hem de bu çalışmaları düşünsel olarak daha baştan dondurmuş oluruz.

 Bilmeyenler için “Makineli Tüfek Tepe”'nin günümüzde Kars Sarıkamış'ta Makineli Tüfek Tepe Şehitlikleri (Tabya Kalıntısı) anıtlarının bulunduğu tepe olduğunu söyleyelim. Sarıkamış'ın kuzey girişindeki kilit noktada yer alan bir tepe olan Makineli Tüfek Tepe'nin ismi 1914 Osmanlı - Rus Savaşı sırasında bu tepeye Rusların yerleştirdikleri kritik önemde rol oynayan Makineli Tüfek silahından gelmektedir ve Tolga Boztoprak da Sarıkamış'ın en hakim tepesi olan bu mevzide bulunan ve önündeki vadiye bakan tepenin yamacında yer alan bir evde doğmuştur. Bu ev İstasyon Mahallesi'nin tepe yönünde ve yamaçtaki son evdir. Boztoprak'ın çocukluğu da burada geçmiştir. Yani Tolga Boztoprak'ın gözlerinden, zihninden ve duyarlık katmanlarından hiçbir zaman ayrılmayan bu tepe ve önündeki o kar kaplı vadi aslında bir tür sanatçının hem ön hem arka hem de zihinsel, duyumsal ve resimsel bahçeleri gibidir.

 Sevgili dostum sanat tarihçi ve yazarı Barış Acar'ın 20. Yüzyıl sanat eleştirisinin en önemli sanat eleştirmenlerinden olarak kabul gören Amerikalı Clement Greenberg'e ait olduğunu aktardığı çarpıcı bir saptaması var: Greenberg bir resme bakarken o resimle ilk defa karşılaşmayı çok önemsermiş. Çünkü o ilk etki, aslında o ressamın ve resmin niteliğine, asıl özüne ancak o andan sonra biraz da hisse dayalı bir düşünceyle ulaşması referansını ben de oldukça önemsediğimi belirtmek istiyorum doğrusu. Yani Greenberg, üzerine yazı yazacağı resme ya da sanatçıya yanına varana kadar ya başka bir yere bakıyormuş ya da gözlerini kapatıp resmin yanına vardığında onun boyutuna göre uzaklığı aldıktan sonra birden dönüyor ve resimle ilgili asıl algının işte tam o anda oluştuğunu düşünüyor. Gördüğü, hissettiği ilk algının ya da olgunun aslında zaten sonunda söyleyeceği şeyin ta kendisi olduğu kanısındaymış.

Ben de Greenberg'ten referansla zihinsel olarak aynı şeyi yapmaya çalışacağım: Tolga'nın yeni resimleri de ben de aynı etkiyi uyandırıyor doğrusu: yüksekten bir yerden takıntılı bir biçimde bir vadiye gözlerini ve zihnini dikerek uzun uzun ve kaybolarak bakmak... odaklanmak ve yoğunlaşmak yoğunlaşmak... yeniden yeniden ve yine...

Tıpkı modern dönemin en tipik ressamlarından Paul Cezanne'nın Fransa'nın güneyinde Provence bölgesinde d'Aix-en-Provence'deki evinin tam karşısında yer alan ünlü Sainte-Victoire Dağı resimleri dizisi gibi. Fakat Cezanne bu dağı bir tür akademik bir dille ve neredeyse geometrik bir mantık ve duyarlıkla incelerken Tolga Boztoprak ise aslında akademik geleneğe sırtını dönmeden ruhsal ve nostaljik bir duyumla hemen önüne -her anlamda serpilmiş olan- önündeki çukur (Cezanne'nın ters çevrilmiş dağ formu gibi) vadiye, vadideki tarlalar, bahçeler, çevre tepeler, ağaçlar, süzülerek gelen kara tren katarı vb. formlar üzerinden kendisini, geçmişi ve çocukluğu formları üzerinden  algılamaya ve yeniden kurmaya çalışıyor bir tür.

Bizzat kendisinden dinledim: Boztoprak çocukken, hep bu tepeye tırmanır, bu tepeye özgü Sal taşlarının (kalınlığı 15-20 cm. eni 60-70 cm. ve uzunluğu bazen iki metreyi bulan bir taş türü) üzerine kendince resimler çizer ve bir yandan da yer yer elindeki çiviyle taşları oyarak aklınca onları ölümsüzleştirmeye çalışır ve gelecek hayalleri kurarmış.

 Her birimiz gibi her sanatçı da öncelikle insandır ve o da tıpkı diğer biz insanlar ya da canlılar gibi doğdukları yerlerin, zamanların, anların, olguların, nesnelerin vb. görünür görünmez doğallıklarıyla yüklüdürler. Yani bazen sanatçının çocukluk halleri ve duyumları sanatçının sanatçı olarak çocukluk halleri ve duyumlarıyla üst üste bindikçe yeni yeni bilgisel ya da resimsel hakikatler de kurulmaya başlanır ister istemez. Fakat tıpkı insan gibi sanatçı insan da gelişip büyüdükçe bu hakiki katıksız doğallık katmanları hem kişisel zihinsel duyumsal kayıtlarında belli belirsiz durmaya devam ederken hem de sürekli bilgilenmek de dahil resimsel kurgusal dilsel doğallıklar üst üste yeni kayıtlar oluşturur bilinç altlarında, zihinlerinde ya da el göz becerilerinde dahi.

O nedenle Tolga'nın resimleri her ne kadar bir peyzaj formu olarak tezahür etmiş olsa da aslında bir tür nostaljik içsel, tarihsel, zamansal birer “manzara”yla karşı karşıya getirir izleyiciyi.

 Öte yandan Tolga Boztoprak'ın yeni resimleri her ne kadar artık bir tür modern döneme ait bir resimsel kavram olarak önümüze gelen “peyzaj” kavramını çağrıştırıyor olsa da aslında sanatçının iç manzaraları üzerine kurulu olmasının yanı sıra aynı zamanda yeni bir peyzaj resminin işaretlerini vermeye yelteniyor. Belki de buna bir tür eski tip peyzaj mantığını zorlamayı deneyebilecek yeni ve çağdaş bir içsel-doğal manzara kurgusu demek çok daha doğru olacaktır düşüncesindeyim.

 Peyzaj kavramı tıpkı natürmort kavramı gibi modern resim geleneğine ait bir kavram ve bu iki kavram da durup dururken ortaya çıkmadı elbette ki. Akademik bir sürecin yarattığı bir kavramdır peyzaj kavramı ve öncelikle bunun altını çizmemiz gerekiyor doğal olarak. Zaten sanat tarihi de böylesi resimsel gelenekler arası gidiş gelişlerle akademik olanla olmayan arasındaki karşı çıkışlar toplamından oluşmaktadır.  Bu çıkışlar aslında bizleri başka bir soruna götürür. Naif ressamlar doğadan doğarlar. Yani aslında doğanın -sanatçının içsel zihinsel doğası da dahil- doğanın ürünüdürler. Akademik kökenli ya da mantıklı ressamlar ise bir tür insan bedenine dayalı Rönesans resminin temeli olarak ortaya çıkan insan figürü doğasından yani bir tür atölye geleneğinin ürünüdürler çoğunlukla. Bana kalırsa Tolga Boztoprak ise her iki gelenek birikiminden birden doğmuştur sanki? Kardelenler, Mekansızlar, Mülteciler, Mülksüzler vb. adlarından bile kolaylıkla tahmin edileceği üzere esas olarak akademik geleneğe ait insan bedenine dayalı figüratif geleneğin tezahürleri olarak çıkarken bu sergide yer alan resimler ise hem naif ressamların hem de bir tür akademik gelenek içerisinde anılması gereken Hollanda peyzaj geleneğinin ürünüdürler.

Hatırlayacak olunursa Hollanda geleneği de tıpkı Boztoprak gibi benzer ikili bir ilişki içerisindedir.

(Burada en ünlü naif ressam Henri Rousseau ile Picasso arasındaki düşünsel, tarihsel ilişkisini işaret edip bırakmak isterim.)

 Sanatın diğer yapma kurma eylemleri alanlarında da benzer durumlar söz konusu aslında. Örneğin edebiyatta şiir ve roman destan geleneğinin devamıdır aslında. Şiir Gılgamış, İlyada ve Odysseia, Sir Gawain ve Yeşil Şövalye vd. halk destanlarının imge geleneğine dayalıyken roman ise daha çok öyküleme geleneğinin mirasçısıdırlar.

 Bilindiği üzere Naif ressam aslında akademik olana yani bilgiye özenir ve tarihsel olarak çoğu akademik ressam ise özellikle de modern dönemde ya çocuksu henüz bozulmamış saflığa ya da naif ressamların duru gönüllü safiyane bilgisizliklerine ya da onların bilgi bozgunculuklarına ulaşmaya çalışırlar kendilerini zorlayarak. Yani sanatçı hangi sanat alanında olursa olsun akademik gelenek aynı zamanda bu alma verme üzerine kurulu birlik-bütünlük sürecini parçalayıp bir süreç kurduğu noktada var olma olanağına kavuşmuştur esas olarak. Önce yeniden yeniden “ana fabrika ayarı” sonra da o ayarları değiştirme gücüne ve bilgisine sahip kullanıcı sanatçının özel, özgün yeni ayarlarına... Tolga Boztoprak da bir ressam/sanatçı olarak aynı yolu izleyerek yürümeye çalışan bir ressam / sanatçı kimliği olarak işaretler veriyor bizlere. Önce fabrika ayarları sonra akademik bilgi sonra da ikisi arasında yeni ve özgün bir birliktelik.

 Bu anlamda naif olanla akademik olan ve sonra da ikisinin sentezi olarak ortaya çıkan sanatçı davranışı tutumları arasındaki duyumsal, dilsel, görsel ya da zihinsel dramatik trajik ilişkisi aslında artık bir tür tabletler haline getirilmiş akademik bilgi ile daha çocukluktan itibaren kendine ait bir oluşma süreci kuran insani olan kayıtlar katmanlar arasındaki tarihsellikle bağlantılıdır ve bu da haklı olarak büyük bir tarihsel birikime dayalıdır. Kafa emeği ile kol emeği akıl ile duyarlık. Tolga da aynı yolu izlediğinin farkına herhalde varacaktır: Akademik figüratif donukluktan asıl hayatın olduğu yeni hayatının ise henüz sürüyor haliyle asıl başlangıcı sayılması gereken büyülü ana baba evinin önüne yani yeni bir resimsel hakikate...

 Brezilyalı romancı Paulo Coelho'nun Simyacı isimli romanı, aslında bir tür “kendi kişisel menkıbe”sini dünyanın henüz gitmediği görmediği farklı yerlerinde bulacağına inanan çoban Santiago’nun İspanya’dan kalkıp Mısır piramitlerine olan yolculuğunun hikayesini anlatır. Santiago'nun iç dürtüsü de asıl zihinsel rehberi de aslında yüreğinin sesini dinleyerek yollara düşmesiyle oluşan kendi içsel dünyasıdır aslında. Mevlana'ya ait bir meselden yola çıkarak yazıldığı savlanan romanda Çoban Santiago'yu birçok hayat bilgesiyle karşılaştırır ve onlardan yolunu çizebilmesine yardımcı olabileceğini düşündürten  birçok şey öğrenmesini sağlar. Önce bir Afrikalı bir tüccarla, sonra İngiliz bir seyyahla sonra da kitaba da ismini veren Simyacı ile karşılaştırır. Çoban Santiago, Simyacı ile yaptığı seyahat boyunca ruhunun derinlikleri ile konuşmayı öğrenir ve evrenin ruhunu tanımaya başlar.  Gide gide asıl hedefi olan Mısır Piramitlerine ulaşan çoban, yol boyunca karşılaştığı kişilerden çok önemli şeyler öğrenmiştir. Artık koyunlarından başkasının da kendisine bir şeyler öğretebileceğinin farkına varmıştır. Çünkü öğrenmesini bilen için karşılaşılan her şey yetkin bir öğretmendir. Piramitlere ulaşan çoban, burada yaşadığı gizemli olaydan sonra aradığı hazinenin aslında gözlerinin önünde olduğunu anlar.

Sanatçılar ya da yerinden yurdundan oynamış ve baba ocağından koparak kendisini artık sanata adamış görünen bütün kadim ütopyacılar gibi Boztoprak’da bir tür Çoban Santiago'dur unutulmasın!


29 Ekim 2020, Gelibolu Çanakkale

Ekrem KAHRAMAN

 

Yüreğinin Acıdığı Yere

 Doğa parçası olduğumuz en büyük mekanizmadır. İnsanlık büyük kültürel birikimini tabiattan aldığı derslerden peydahlamıştır. Özellikle bizim medeniyet perspektifimizden bakıldığında tabiat Allah’ın yeryüzündeki ayetlerinden bir ayettir ve bütün varlığımızı kuşatan bu işaretten ders almamız beklenir. Bu yapı, insan yapıp etmelerinin daha güzele daha iyiye evrilmesinin garantisidir. Tarihimiz, içinde olduğumuz tabiatın bize sunduğu farkındalıkları alıp, alın ve zihin teriyle hasat ederek vardığımız kültür, bilim ve sanatın tarihidir bir bakıma. Ne yazık ki bu geniş zaman ifadeleri çağdaş dünyamızda geçerliliğini önemli ölçüde yitirmiş, geçmiş zaman ifadelerine dönüşmüştür. Sanayi devrimi sonrası teknolojide ilerleyen insanlık bu üstünlüğünü doğaya hakim olma tercihine dönüştürerek tabi dengeyi bozmuştur. Bu rant odaklı kapital tercih birçok canlı neslin azalmasının ve yok olmasının da sorumlusudur.Octavio Paz’ın söylediği gibi bu güce tapınma, kendisi de bir canlı türü olan insanlığın sonunu getirecektir.

 Üst paragrafta altını çizdiğim teknolojik güce tapınan insanlık söylemi sizlere sunduğumuz “Figan” sergi projesinin ilk bakışta okunamayan yüzüyle yakından ilgili.

Dostum Tolga Boztoprak tüm resim hayatı boyunca yüreğini sızlatan sosyal trajediler üzerinden yaratımlarını gerçekleştirdi. Kişisel sergileri; Kimsesiz’den Mülteciler’e, Anotolya’dan Mülksüz’e her gün evde, sokakta, meydanda ve her türlü medyada içinde olduğumuz ama nedense dışarıdan bir başkası gibi baktığımız kendi geleceğimize yabancılaşmamızı ortaya çıkardı. Çaresizlikle kat edilmeye çalışılan her yol, aç kalan her mülksüz, boğulan her mülteci, insanlığımıza ilişkin değerlerimizin birer birer nefessiz kalma trajedisini yüzümüze vurdu. Sanatçı tüm eserleriyle bu çağdaş dünya insanının boğulmuş değerlerinin tam ortasına koydu izleyenlerini. Boztoprak, bu tanığı olduğumuz sanatsal duruşunu “Figan” sergisinde daha da derinleştirerek bütün problematiğin kökenine saldırıyor adeta. Resim imkanlarının en naifiyle hayatı boyunca baş kaldırdığı sosyal meselelerin en giriftinin kökenine iniyor. Bu tablolara sevimli peyzajlar diye bakıp geçerek kendimizi kandırabiliriz. Ama bu eserlerle sanatsal ilişki kurma cesareti gösterdiğimizde, gördüğümüz her doğa betimlemesinin gözlerimizin önünden kayıp giden kendi makus talihimiz olduğunu ürpererek fark edeceğiz. Ressam Ekrem Kahraman’ın kritik yazısında altını çizdiği gibi Boztoprak, kendi fabrika ayarlarına geri dönerek, insanlığın geldiği ürkünç bozulmanın karşısına koyuyor tuvallerini. Tolga Boztoprak feryad-ı “Figan”ında bir ressam olarak, çağıyla hesaplaşmasına şahit kılıyor izleyicilerini.

 Ben sözümü burada sonlandırırken öncelikle dostum Tolga Boztoprak’a, sanatçımızın son dönem çalışmaları üzerine yoğun programını bir kenara bırakarak yetkin kritik yazısını kaleme alan dostumuz Ressam ve Eleştirmen Ekrem Kahraman’a, Projenin Beyoğlu’lulara ve İstanbul’lulara ulaşmasının bütün imkanlarını oluşturan Beyoğlu Belediye Başkanı Sayın Haydar Ali Yıldız’a, kültür departmanı yetkililerine ve emeği geçen tüm dostlarıma gönülden teşekkür ederim.

 Mehmet Lütfi Şen

 

 Tolga Boztoprak

 1970 yılında Kars’ta doğdu. 1999 yılında Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Sosyal gerçekçiliği ile öne çıkan sanatçı; genellikle mekansızları ele almakta ve sıkıştırılmış sosyal çöküş manzaralarını, kültürel bölünmeleri, farklı yaşam biçimlerini, figürler üzerinden gözlemleyerek tuvallerine yansıtmaktadır. Son dönem çalışmaları peyzajlar üzerinde yoğunluk kazanmıştır. Sanatçı 15 kişisel sergi açmış, çok sayıda karma sergiye, workshoplara ve sanat fuarlarına katılmıştır, Trakya Üniversitesi, Ümraniye Belediyesi Resim Yarışması ve Bakırköy Belediyesi Resim Yarışmaları başta olmak üzere ulusal çaptaki yarışmalarda 4 ödül kazanmıştır. Kendisi, Avcılar’da bulunan Toprak Resim Atölyesi’nde çalışmalarını devam ettirmektedir. 

 Kişisel Sergileri : 

Tolga Boztoprak Resim Sergisi, ATA’YA SAYGI, Sarıkamış/Kars 
Tolga Boztoprak Resim Sergisi, MAVİ PARILTI-1, Vehip Atalay Sanat Galerisi – Erzurum 
Tolga Boztoprak Resim Sergisi, TOPAÇ DÖNÜNCE, Tekel Genel Müdürlüğü Sanat Galerisi – Unkapanı / İstanbul 
Tolga Boztoprak Resim Sergisi ÖTEKİ ŞEHRİN BAĞBOZUMU, Toplumsal Araştırmalar Sanat Vakfı, Kadıköy / İstanbul 
Tolga Boztoprak Resim Sergisi, MAVİ PARILTI-2, Davut Akidil Ümraniye/İstanbul 
Tolga Boztoprak Resim Sergisi, MAVİ PARILTI-3, Barış Manço Kültür Merkezi, Avcılar/İstanbul 2007
Tolga Boztoprak Resim Sergisi, ŞİMDİ ATLAR ZAMANI, Karai Galerisi, Karaköy/İstanbul 
2008- Tolga Boztoprak Resim Sergisi, AT AVRAT VE SANAT, Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, Taksim / İstanbul 
2010- Tolga Boztoprak Resim Sergisi, KARDELENLER, Nazım Hikmet Ran Sanat Galerisi, BASAD / Bakırköy/İstanbul 
2012-Tolga Boztoprak Resim Sergisi, MEKANSIZLAR-1, Bindallı Sanat Galerisi Taksim/İstanbul 
2013-Tolga Boztoprak Resim Sergisi, MEKANSIZLAR-2, Ziraat Bankası Sanat Galerisi Beyoğlu/Taksim İstanbul 
Tolga Boztoprak Resim Sergisi, MÜLTECİLER, Akyol Sanat Merkezi Nişantaşı/İstanbul 
Tolga Boztoprak Resim Sergisi, MÜLKSÜZ, Zeytinburnu Kültür Merkezi, İstanbul 
Tolga Boztoprak Resim Sergisi, ANATOLIA, Vakıf Bank Sanat Galerisi Beşiktaş/İstanbul 
Tolga Boztoprak Resim Sergisi, Platform A Sanat Galerisi, Çankaya/Ankara 
Tolga Boztoprak Küçük İşler Resim Sergisi, Basad Muhsin Kut Sanat Galerisi, Bakırköy/İstanbul 
2020 Tolga Boztoprak Resim Sergisi Sanko Sanat Galerisi Gaziantep

 Karma Sergileri: 

1995-96-97 ATATÜRK Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Erzurum 
1998 Atatürk Üniversitesi Sanat Galerisi, Erzurum 
Kardan Heykel Festivali, Dedeman Palandöken, Erzurum 
Mavi ve Kırmızının Gözyaşı, Resim Sergisi ve Sanat Etkinliği, Erzurum 
1999 Mavi ve Kırmızının Gözyaşı, Sarıkamış Kayak Pisti Resim Sergisi ve Sanat Etkinliği, Sarıkamış/Kars 
1999 Uçarcasına Beyaz Resim Sergisi ve Sanat Etkinliği, Palandöken Kayak Pisti, Erzurum 
1999 Mezuniyet Resim Sergisi, ATATÜRK Üniversitesi Sanat Galerisi , Erzurum 
1999 “Kosova’ya Destek”, Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Erzurum 
1999 Fresko, Ögünbaskı, Vitray, Seremik, Atatürk Üniversitesi Sanat Galerisi, Erzurum 
2005 “35 Sanatçı, 72 Eser”, Çekirdek Sanat Atölyesi, Beyoğlu/İstanbul 
2005 Galeri-X Karma Sergi Eskişehir-Ankara-İstanbul, Beyoğlu/İstanbul 
Atatürk Üniversitesi GSF 99 Mezunları, Galeri Bindallı, İstanbul 
“Beyoğlu Beyoğlu” Beyoğlu Plastik Sanatlar Derneği Sanatçıları, Beyoğlu Sanat Galerisi, İstanbul 
2010 Sanatçı Öğretmenler, 2001 Sanat Galerisi, Yeşilköy/İstanbul 
2012 Ümraniye Belediyesi Resim Yarışması “Cumhuriyet’in 100. Yılı” Konulu Sergi, İstanbul 
2012 Deniz Komutanlığı Deniz ve İnsan konulu yarışma sergisi 
2013-2014-2015 ArtSuites Sanat Galerisi, Bodrum 
2015-2016 Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi Sergisi, Ankara 
2017 Eskişehir Tepebaşı Belediyesi, Eskişehir. 
2018- Ressam Öğretmenler Resim Sergisi, Bindallı Sanat Galerisi, Beyoğlu/İstanbul 
KÖRLEŞME, Resim Sergisi, Erinç Sanat, Nişantaşı/İstanbul 
100 Portre 100 Sanatçı, Basad Muhsin Kut Sanat Galerisi, İstanbul 
2019- AllTogether İn TheBalkans, Bulgaristan 
2019- Emin Antik Sanat Merkezi, Renklerin Ustaları Resim Sergisi, Ankara 

 Workshoplar: 

2010- Kasım Üsküp 2010 Uluslararası Karma Sergi Üsküp Şehir Müzesi Sanat Galerisi,  Palanca/Üsküp Makedonya  
2013-2014-2015- Workshop GroupExhibitionArtsuite Gallery, Bodrum  
2015-2016- Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi Sergisi, Ankara  
Toroslar, Uluslararası Sanat Sergi ve Konferansı  Eskişehir Tepebaşı Belediyesi  
2017- Bisanthe Uluslararası Resim Heykel Sempozyumu Süleymanpaşa /Tekirdağ  
2017- Akçaabat Belediyesi Uluslararası Sempozyum Akçaabat/Trabzon   
10. Durak Anadolu'ya Yolculuk Sergisi, Gaziantep 
Likya/Kaş Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali, Düşler Akademisi Kaş/Antalya  
2018- 3. International Art Workshop, TÜRKOĞLU SANAT ÇALIŞTAYI Kahramanmaraş 

 Fuarlar 

 2005 “15. İstanbul Sanat Fuarı” (Güneş Resim Grubu) TÜYAP, İstanbul 
“18. İstanbul Sanat Fuarı” (Doğuyorum Sanat Grubu), TÜYAP, İstanbul 
“19. İstanbul Sanat Fuarı” Doğuyorum Sanat Atölyesi, TÜYAP, İstanbul 
“20. İstanbul Sanat Fuarı” Doğuyorum Sanat Atölyesi, TÜYAP, İstanbul 
 “23. İstanbul Sanat Fuarı” Nonart Sanat Grubu, TÜYAP, İstanbul 
“25. İstanbul Sanat Fuarı” Art Toprak Sanat Grubu, TÜYAP, İstanbul 
“26. İstanbul Sanat Fuarı” Art Toprak Sanat Grubu, TÜYAP, İstanbul 
“28. İstanbul Sanat Fuarı” Dışarıdan Sanat Grubu, TÜYAP, İstanbul 
“ARTANKARA Sanat Fuarı” PlatformArmoni, Ankara 
2019 “Safranbolu Belediyesi 1. Uluslararası Sanat Günleri Resim Çalıştayı” 
2019 “29. Artist İstanbul Sanat Fuarı” TÜYAP, İstanbul 
2020-İAAF İstanbul Sanat ve Antika Fuarı Balaban Sanat Galerisi İstanbul
2020-6.Çağdaş Sanat Fuarı Artankara Balaban Sanat Galerisi Ankara

 Aldığı Ödüller: 

 2002 –MEB Öğretmenler arası resim yarışması (omuzlarında yarınları yükü ile avuçlarımızda çocuklarımız) Ödül 
2006 Ümraniye Belediyesi 2.Geleneksel serbest konulu duvar resim yarışması ikincilik 
2009 Bakırköy Belediyesi Resim Yarışması Mansiyon 
2012 Ümraniye Belediyesi Resim Yarışması Cumhuriyetin 100 yılı Mansiyon 
2019 Trakya Üniversitesi Edirne’den Görünümler Resim Yarışması Birincilik Ödülü 

 

Sergi Takvimi: 12 Kasım- 7 Aralık 2020

Açılış: 12 Kasım 2020 Perşembe Saat:18.00

Yer: Beyoğlu Belediyesi  Başkanlık Binası Sanat Galerisi

Sergi kataloğunu görüntülemek için Tıklayınız. 

Paylaş